İçeriğe geç
Kilis Şehir
İlişkiler

Dinliyor musunuz, Yoksa Sıranızı mı Bekliyorsunuz?

İlişkilerdeki anlaşmazlıkların çoğu fikir ayrılığından değil, duyulmamış hissetmekten doğuyor. Aktif dinlemenin pratiği.

Mert Güvenç Güncelleme: 3 dk okuma

Çoğumuz iyi bir dinleyici olduğumuzu düşünürüz. Karşımızdaki konuşurken gözlerine bakarız, başımızı sallarız, arada "hı hı" deriz. Ama dürüst olalım: o sırada kafamızın içinde ne oluyor? Genellikle karşımızdakinin cümlesi bitmeden cevabımızı hazırlamaya başlarız. Benzer bir anımızı hatırlarız, itiraz edeceğimiz noktayı belirleriz, ya da vereceğimiz tavsiyeyi kurarız. Buna dinlemek denmez; buna sıra beklemek denir.

İlişkilerde yaşanan anlaşmazlıkların büyük bölümü fikir ayrılığından değil, duyulmamış hissetmekten doğar. İnsanlar çoğu zaman haklı çıkmak için değil, anlaşıldığını hissetmek için konuşur. Bu ihtiyaç karşılanmadığında ses yükselir, aynı konu tekrar tekrar gündeme gelir ve tartışma asıl meseleden uzaklaşır.

Çözmek ile duymak arasındaki fark

Yakın ilişkilerde en sık yapılan hata, anlatılan her derdi çözülmesi gereken bir problem sanmaktır. Partneriniz iş yerinde yaşadığı sıkıntıyı anlatırken siz hemen "şunu yapsana" moduna geçtiğinizde, iyi niyetli bir hamle yapmış olursunuz ama karşı taraf çoğu zaman kendini yalnız hisseder. Çünkü paylaşılmak istenen şey sorunun kendisi değil, o sorunun yarattığı duygudur.

Basit bir soru bu farkı ortadan kaldırır: "Fikrimi mi istersin, yoksa sadece anlatmak mı istiyorsun?" İlk bakışta fazla mekanik görünen bu cümle, pratikte pek çok gereksiz tartışmayı daha başlamadan bitirir. Ne zaman çözüm ne zaman eşlik gerektiğini bilmek, ilişkilerde ciddi bir beceridir.

Yansıtmanın gücü

Aktif dinlemenin en somut aracı yansıtmadır. Karşınızdakinin söylediğini kendi cümlelerinizle özetleyip geri verirsiniz: "Yani ekipte kendini görünmez hissettin, öyle mi?" Bu basit hamle iki iş birden yapar. Bir yandan yanlış anladığınız noktaları anında düzeltir, diğer yandan karşınızdakine gerçekten dinlendiğini hissettirir.

Yansıtma yaparken tekrarlamakla özetlemek arasındaki farka dikkat etmek gerekir. Kelimesi kelimesine tekrar yapay ve alaycı durur. Amaç, duyduğunuz duyguyu isimlendirmektir. "Kırılmışsın", "bunaldığını görüyorum", "bu sana haksızlık gibi gelmiş" türü cümleler, çoğu zaman uzun tavsiyelerden daha fazla rahatlatır.

Sessizliğe tahammül etmek

İyi dinleyicilerin en belirgin ortak özelliği, sessizliği doldurmaya çalışmamalarıdır. Konuşan kişi durakladığında araya girmek, aslında onun düşüncesini tamamlamasını engeller. Oysa en önemli cümleler genellikle o kısa duraklamalardan sonra gelir. İki üç saniyelik bir sabır, sohbetin derinliğini belirgin biçimde değiştirir.

Aynı şekilde, karşınızdaki zor bir şey anlatırken hemen teselli etmeye çalışmak da dinlemeyi keser. "Boş ver", "o kadar da önemli değil", "daha kötüsü olabilirdi" gibi cümleler iyi niyetlidir ama duyguyu geçersiz kılar. Duygu geçersiz kılındığında kişi anlatmayı bırakır, sadece daha yalnız hisseder.

Bedenin söylediği şey

Dinleme sadece kulakla yapılmaz. Telefonu elde tutarak, ekrana bakarak ya da bir yandan bir işi sürdürerek yapılan sohbetler, ne kadar doğru cevap verilirse verilsin karşı tarafta "önemli değilim" hissi bırakır. Beş dakikalık tam dikkat, yarım saatlik bölünmüş ilgiden çok daha değerlidir.

Bunun için sohbete başlamadan önce küçük bir hazırlık yapmak yeterlidir: telefonu ters çevirmek, bilgisayarı kapatmak, gövdeyi karşınızdakine dönmek. Bu işaretler bilinçli olarak okunmasa da hissedilir ve konuşan kişinin ne kadar açılacağını doğrudan etkiler.

Soruların yönü

Dinlemeyi derinleştiren en basit araç, doğru soruyu sormaktır. Evet ya da hayırla cevaplanan sorular sohbeti kapatır; açık uçlu sorular ise sohbeti açar. "Kızdın mı?" yerine "orada ne hissettin?", "iyi misin?" yerine "bugün nasıl geçti?" demek, karşı tarafa anlatacak alan bırakır.

Aynı şekilde sorunun altında gizli bir yargı taşımaması da önemlidir. "Neden öyle yaptın ki?" bir soru gibi görünse de aslında bir eleştiridir ve karşı tarafı savunmaya geçirir. "Nasıl bir noktadan baktın da bu sana mantıklı geldi?" sorusu ise aynı merakı yargısız biçimde taşır. Sorunun tonu, alacağınız cevabın dürüstlüğünü büyük ölçüde belirler.

Aktif dinlemek doğuştan gelen bir yetenek değil, öğrenilebilir bir alışkanlıktır. Üstelik pahalı da değildir; ne zaman ne de özel bir bilgi gerektirir. Sadece cevap verme aceleciliğinden vazgeçmeyi ister. Yakın çevrenizde son zamanlarda kendini anlatmakta zorlanan biri varsa, bir sonraki sohbette hiçbir şey çözmeye çalışmadan sadece dinlemeyi deneyin. Sonucun ne kadar farklı olduğunu görmek büyük ihtimalle sizi şaşırtacak.

Paylaş: Facebook X WhatsApp

İlişkiler bölümünden