Kalabalığın ortasında yalnız hissetmenin sebepleri
Yalnızlık, yanınızdaki insan sayısıyla değil kurulan bağın niteliğiyle ilgilidir. Bu duygunun neden en çok kalabalıkta ortaya çıktığını anlatıyoruz.
Nihan Akduman Güncelleme: 4 dk okuma
Yalnızlığın en şaşırtıcı biçimi, insanın tek başına olduğu anlarda değil, kalabalığın tam ortasında hissettiğidir. Dolu bir ofiste, kalabalık bir aile sofrasında, herkesin gülüştüğü bir toplantıda birden ortaya çıkan o mesafe duygusu. Görünürde her şey yerindedir: insanlar var, konuşma var, gürültü var. Ama içeride bir yerde kimseyle temas kurulmamış gibi bir his kalır.
Bu deneyimin çoğu zaman yanlış anlaşılmasının sebebi, yalnızlığın sosyal temasın niceliğiyle ölçüldüğü varsayımıdır. Oysa yalnızlık, insan sayısıyla değil, bağın niteliğiyle ilgilidir. Yanınızda kaç kişi olduğu değil, o kişilerin sizi ne kadar tanıdığı ve sizin ne kadarınızı göstermeye izin verdiğiniz belirleyicidir. Bu yüzden çok sosyal görünen insanlar da uzun süre bu duyguyla yaşayabilir.
Görünmek ile bilinmek arasındaki fark
Kalabalıkta iki farklı ihtiyaç karşılanır. Birincisi görünmektir: bir gruba ait olmak, yüzlerin arasında bir yüz olmak, sosyal düzenin içinde bir yer tutmak. İkincisi bilinmektir: birinin sizin nasıl olduğunuzu gerçekten merak etmesi, ayrıntılarınızı hatırlaması, sıkıntılı olduğunuzu sesinizden anlaması. Kalabalık birinci ihtiyacı kolayca karşılar, ikincisini nadiren.
Bu iki ihtiyacın karıştırılması, insanı yanlış çözümlere yönlendirir. Kendini yalnız hisseden biri daha fazla davete katılmayı, daha çok insan tanımayı dener; ama ihtiyacı olan şey daha geniş bir çevre değil, daha derin birkaç bağdır. Yüz tanıdık, iki gerçek arkadaşın yerini tutmaz. Sosyal takvimi doldurmak, çoğu zaman duyguyu geçici olarak bastırır ve ertesi gün daha keskin biçimde geri getirir.
Neden en çok kalabalıkta ortaya çıkar
Bir başınayken hissedilen yalnızlık açıklanabilir bir şeydir; kimse yoktur, duygu da doğaldır. Kalabalıktaki yalnızlık ise beklentiyle çelişir ve bu çelişki onu daha ağır kılar. Herkes bağ kurabiliyorken siz kuramıyor gibi hissedersiniz; bu da kolayca kişisel bir eksiklik yorumuna dönüşür. Oysa çevrenizdeki insanların önemli bir kısmı da aynı anda benzer bir şey hissediyor olabilir. Sosyal ortamlarda insanlar en cilalı hallerini gösterdiği için, herkes diğerlerinin rahat olduğunu sanır.
Ayrıca kalabalık ortamlar genellikle derinleşmeye elverişli değildir. Yüksek ses, sürekli değişen sohbet grupları, kısa süreli temaslar, yüzeysel konu akışı. Bu koşullarda kimse birbirini gerçekten dinleyemez. Duygunun sebebi sizin beceriksizliğiniz değil, ortamın yapısıdır.
Ne işe yarar
İlk adım, duyguyu bir arıza gibi görmemektir. Yalnızlık hissi, açlık gibi bir sinyaldir; bir eksikliği bildirir ve bildirdiği için yararlıdır. Ondan utanmak, sinyali susturmaya çalışmakla eşdeğerdir.
İkinci adım, çabayı genişlikten derinliğe kaydırmaktır. Bir ortamda on kişiyle iki dakika konuşmak yerine, bir kişiyle yirmi dakika konuşmak çok daha doyurucudur. Bunun için soruların düzeyini biraz değiştirmek yeterli olur: "Nasılsın" yerine "bu aralar en çok neyle uğraşıyorsun", "ne iş yapıyorsun" yerine "işinin hangi kısmını gerçekten seviyorsun". Bu sorular karşı tarafa da yüzeyden çıkma izni verir; çoğu insan bu izni bekliyordur.
Üçüncü adım, bağın tek seferlik bir olay değil bir tekrar meselesi olduğunu hatırlamaktır. Yakınlık, aynı insanla defalarca karşılaşmakla oluşur. Haftada bir gidilen bir kurs, düzenli bir yürüyüş grubu, aynı saatte uğranılan bir kahveci; bunlar tanışıklığın zaman içinde derinleşmesine imkân verir. Tek seferlik kalabalıklar bu imkânı sunmaz.
Kendine dönmenin yeri
Bir de şu var: Bazen kalabalıkta hissedilen mesafe, dışarıyla değil kendiyle ilgilidir. Uzun süredir kendine yabancılaşmış, ne istediğini bilmeyen, gününü başkalarının gündemiyle dolduran biri, hiçbir ortamda tam olarak orada olamaz. Böyle durumlarda çözüm başka insanlarda değil, kendiyle geçirilen kaliteli zamandadır. Kendini tanımak, başkalarına gösterilebilecek bir şeyin olması demektir.
Kalabalıkta yalnız hissetmek, insanın bağ kurma kapasitesinin bittiğini değil, mevcut bağların istediği derinlikte olmadığını söyler. Bu, tamir edilebilir bir durumdur ve genellikle birkaç kişiyle kurulan sabırlı, tekrarlı bir yakınlıkla düzelir.
Bağ kurmayı kolaylaştıran ortamlar
Bazı ortamlar yakınlaşmaya diğerlerinden çok daha elverişlidir. Birlikte bir iş yapılan, ortak bir amaç etrafında toplanılan, tekrar tekrar aynı yüzlerle karşılaşılan yerler bu ihtiyaca en iyi cevabı verir. Bir kurs, bir koro, bir yürüyüş grubu, bir mahalle derneği. Buralarda sohbet başlatmak için özel bir çaba gerekmez; iş, konuşmanın zeminini kendiliğinden hazırlar. Yalnızlık duygusuyla uğraşan çoğu insan için en verimli adım, daha kalabalık ortamlara girmek değil, sürekliliği olan küçük bir gruba dahil olmaktır.